"Söz, üretimin önünde"
Mimar olmaktan önce nasıl bir adam olmak gerektiğine kafa yoruyor. Noktasal hedeflere doğru değil, hayatin taleplerine göre yolunu çiziyor. Nevzat Sayın için geçmiş 'yapmak'sa, bugün 'düşünmek', gelecek ise 'umut' anlamına geliyor.
Yazı: Yasemin Şener
Mimarlık onun için bir seçimdi. Ama herhangi bir dış etkiyle empoze edilmiş, öğretilmiş ya da nedenleri ve sonuçları sorgulanarak yapılmış bir seçim gibi değil. Hayatın kendisi gibi, nefes almak gibi, yemek yemek gibi, doğmak ve ölmek gibi doğal ve kendiliğinden. "Mimar olmayı uzun uzadıya konuşup tartışmadım; doğal akışı içinde Öyle oldu", diyen Nevzat Sayın Ege Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Mimarlık Bölümü'nde öğrenciyken kendini yapı üretirken değil, akademisyen bir mimar olarak düşlemiş. Bu hedefle ingiltere'de çeşitli üniversitelerde yüksek lisans olanaklarını araştırmış. 4,5 ayın sonunda kendi deyimiyle "fazla Türkiyeli bir adam" olduğuna karar verip geri dönmüş. Bina üreterek mimarlık yapma kararını aldıktan sonra istanbul'da Cengiz Bektaş'ın ofisinde çalıştığı 4 yıllık dönem ise Sayın'ın mimarlığına çok şey katmış.
Bektaş'ın ofisinden ayrılıp, düzenli mimarlık yapmaya başlamasına kadar geçen 2 sene zarfında ise antik kentler ve fotoğrafla ilgilenmiş. O dönemde yaptığı araştırmalar onda 'bütün zamanların içinde neredeyse hiç değişmeden kalan evrensel bir doğrunun olduğu' inancına yöneltmiş. Nevat Sayın'a göre ihtiyaçlarla oluşan hakikat duygusunun, bu hakiki ihtiyacın çözümlenmesi için bulunmuş tasarım kriterlerinin ve tasarım sonuçlarının izlenmesi, geçmiş zamanın yapılarına bakılarak öğrenilebilecek en önemli şeylerden biri: "Dünya şimdi biraz fazla kalabalık. Seçenek adı altında önümüzde bir çöp yığını duruyor. Seçeneklerin sayısının sonsuza doğru giden bir biçimde katlanıyor olması, sanki bizim özgürlüklerimizin sınırsızlığını, hayatımızın ne kadar renkli ve çeşitlenebilir bir şey olduğunu kanıtlıyormuş gibi tarif
ediliyor. Oysa o çeşitlilik insanı feci halde sıkan ve kıpırdayamaz ha getiren bir şey. Bu yüzden bu abartılı seçenekler meselesini hiç b nimsemediğimi söyleyebilirim."
Nevzat Sayın, içinde yaşadığımız yüzyılda sözün fazlasıyla üretim önüne geçtiğini düşünüyor: "Şimdi konuştuğumuz birçok şey geçm te hiçbir zaman konuşma konusu olmamıştı. Onlar doğrudan doğr ya yapılması gerekeni, ihtiyaçlardan doğan şeyleri üretiyor, tasaı yor ve yapıyorlardı. Şimdiki zamanın temel farkı, içinde bulunduç muz durumu, yani yapıp etmekte olduğumuz şeyleri ayrıca düşür yor ve bunun üzerine konuşuyor olmamız. Sadece mimarlığın de sanatın da problemi bu. Bütün bu işlere ait metinler çoğu zaman iş rin kendisinden çok daha fazla. Yani, 'yapma' alanından 'düşünr alanına geçmiş durumdayız. Geçmişle şimdiki zaman arasındaki önemli fark bu olmalı."
Proje yelpazesi sorulduğunda "mimarlık yapabileceğimiz her kc bizim için bir çalışma konusudur" yanıtını verse bile, özellikle kor eğitim ve endüstri yapılarının onun mimarlığında ayrı bir önemi bulunduğu çok açık. Geriye dönüp baktığında ise kendi gelişim si cinde belirgin bir sadeleşme ve olgunlaşma görüyor. "Zaten gelişi nin yönü sadeleşmeye doğrudur", diyen Sayın, modernizmin simt olmuş o ünlü sloganı hatırlatarak bitiriyor sözlerini: "Less is mı Azaldıkça çoğalıyor gerçekten. Daha çok düşünüyorsunuz. Herh; bir projede herşeyi yapma telaşından sizi alıkoyan, yapmışlığınız, nemişliğiniz ve yapabilecek olduğunuza dair o ön bilgi sizi biraz d sakin bir adam haline getiriyor. Safraları atmak gibi birşey."