Ofis Mobilyaları ve Büro Mobilyalarından Haberler

Büro Tasarımlarında En Çok Çalışanlar Kim



Bu sorunun cevabı çok açık: Aylık tasarım dergilerinin editörleri. Belki, diğer dergi editörleri de onlar kadar çalışıyorlardı; ancak, yine de bundan kuşkuluyum. Bir editör olarak 'her şey hakkındaki her şeyi' bilmeniz beklenir. Bazı insanlar benim her şeyi bildiğimi düşünüyor; fakat, yanılıyorlar. Ben tempoya ucu ucuna ayak uydurabiliyorum! Eskiden bunu istediğim zamanlar oldu tabii; şimdilerde ise her şeyin bu kadar farkında olmak isteyip istemediğimden çok da emin değilim. Sonuçta eskiden bilinecek çok daha az şey vardı.



 


AD'nin 150. sayısı hakkında düşündüğümde kendimi çok yorgun hissediyorum. Aslında böyle olmaması gerekir; çünkü dergiye sadece bu senenin Ocak ayından beri yazıyorum ve tek görevim her sayıya tek bir makaleyle katkıda bulunmak. Yazılarımı her ayın 10'una kadar yetiştirmem gerekiyor ve genellikle bir konu bulmakta zorlanıyorum.


 


Daha önce hiçbir derginin ekibinde bulunmadıysam da AD gibi bir dergide neler olup bittiği hakkında bir fikrim var. Yıllar boyunca dergilerde editörlük yapan ya da yapmış bir çok arkadaşım oldu. Bir dergi yayınlamanın en kötü yanı 'kapanış' kısmıdır. Bu, bütün makalelerin yazılmış olduğu, fotoğrafların yerleştirildiği, bilgilerin kontrol edildiği, kısacası her şeyin görünürde tamamlandığı zamanlardır. 'Kapanış' zamanlarında dergi editörü arkadaşlarımla kesinlikle iletişime geçmem; çünkü, hepsi geç saatlere kadar yarı delirmiş bir halde çalışıyor olurlar.


 


Muhtemelen en zor iş, her şeyi bilmeye çalışmak ve kısa bir zaman içinde bildiklerinizi kağıt üzerine, güzel resimlerle destekleyerek, koyabilmektir. Dergileri ve diğer yazılı neşriyatı çıkarmanın fazla çaba gerektirmediğini düşünebilirsiniz. Bütün yazılı materyalin ve resimlerin, baskı makinesinin bir tarafından verildiğini ve diğer taraftan hazır olarak çıktığını da düşünebilirsiniz. Eğer böyle düşünüyorsanız; şunun bunun hakkında sadece bir iki kelime yazdığımı, bunların da hızlı ve mucizevi bir şekilde kitap haline dönüştüğünü düşünen rahmetli annemle aynı fikirleri paylaşıyorsunuz demektir! Kitap çıkarmak mucizevi bir süreç değildir ve hızlı bir şekilde gerçekleşmez. Dergiler ise farklı olarak hızla hazırlanırlar; ancak, mucizevi bir şekilde değil!


 


Aslında, bir dergi yayınlamakta, 'her şey hakkında her şeyi bilmek'ten daha fazlası vardır. Çünkü, onun ötesinde, okurlarınızın ne istediğini ve onları neyin ilgilendirebileceğini bilmeniz de gerekir. AD'nin 150. sayısını kutlamasına bakılırsa, editörlerinin ve yazarlarının okurlarına iyi hizmet ettiği aşikar. Aksi taktirde şu an bu yazıyı okuyor olmazdınız; AD çoktan dibi boylamış olurdu!


 


Huzursuz, tatmin edilmesi zor, bir dergi okumak yerine kolayca televizyonu açabilecek potansiyeldeki okurların, kararsız zevklerine ve kaprislerine hitap etmek oldukça zordur. Ancak şu zamana kadar, tele-


 


vizyon, tasarım hakkında hemen erişilebilir bilgiler vermekten uzak oldu. Oysa, herhangi bir yerde, herhangi bir anda, bir derginin herhangi bir sayfasını açabilir ve neyi görmek ya da okumak istediğinizi kolayca seçebilir, istemediğiniz konulara hiç bakmayabilirsiniz.


 


Yakın zamanda A.B.D.'deki Northwestern Ünivesitesi'nde


 


'insanları dergi okumaya iten nedenleri' araştıran bir anket düzenlenmiş. Anketin, kendi seçtikleri dergileri okuyan insanlarla ilgili ortaya koyduğu sonuçlar oldukça ilginç:


 


"Sakin geçirdiğim bir zaman", "yaptığım diğer şeyler -daha az keyif veren gereklilikler- için kendime verdiğim ödül", "okuduktan sonra daha az gergin hissediyorum", "dergi okumak bir tür lüks", "dergiler kafamı etrafta olanlardan uzaklaştırıyor", "bu dergiyi okuduğum zaman, onu okuma zevkiyle kendimi kaybediyorum.", "dergi okuyarak kendime zaman ayırıyorum", "dergi okumak bir kaçış"...


 


Bu anket bana göre Amerikalı'ların çok gergin bir hayat sürdüğünü gösteriyor. Sonuçlara bakılırsa, anketin uygulandığı kişiler "Time" ya da "The Economist" gibi dergilerden bahsetmiyorlar ve bu kişilerin çoğunluğu büyük ihtimalle erkek değil, birçok işi zamanında yetiştirmek için baskı altında kalan kadınlar. Düşük sınıflara mensup insanlardan ise daha ciddi yorumlar gelmiş:


 


"Yeni ürünler hakkında daha fazla şey öğrenmek için bir yol", "dergilerin içine bir çok bilgi koyuyorlar", "derginin kendisi çok hoş", "birçok şeyi ilk kez dergilerde görüyorsunuz"... Düşük sınıftaki insanların üst sı-nıftakilere göre daha az zeki olduklarını düşünmüyorum. Aslında, belki de onlara göre daha açık, öğrenmeye daha istekli, daha az kuşkucu ve daha olumlular.


 


Eğer bir dergi fazla yumuşak başlı, saf ve çocuksu ise, okuyucularına yukardan bakıyorsa, -televizyonda sıkça gördüğümüz gibi- yayın hayatı oldukça kısa olacaktır. AD'nin yaşına bakılırsa, editörlerinin doğru şeyleri yapıyor oldukları su götürmez bir gerçek. Buna rağmen, AD için yazdığım makalelerin, insanlara ürünler hakkında bilgi verdiğinden ya da onları daha az gergin hissettirdiğinden şüpheliyim. Benim yazılarımı okuduktan sonra derginin diğer sayfalarını çevirmelisiniz; bu size kendinizi daha iyi hissettirecektir! Ancak yazı yazarken belirli bir hedefte kalmaya ve tasarımın başkalarının yazmayacağı veya başka tasarım dergilerinin yazılmasına izin vermeyeceği yönlerini göstermeye çalışıyorum. Tıpkı, geçen ay yazdığım, "Hangi aklı başında insan altmış yıllık bir masaya 5 milyon YTL öder?" konulu makale gibi...

SAYFAYI YAZDIR




Tüm Haberler



    Warning: mysql_connect() [function.mysql-connect]: Access denied for user 'vientoof_viento'@'localhost' (using password: YES) in /home/ucuzburo/public_html/haberler/haberler.php on line 197

    Fatal error: in /home/ucuzburo/public_html/haberler/haberler.php on line 197